KERVANSARAYLAR
Başlangıçta sınırları korumak için yapılan RİBAT’lar, Selçuklular döneminde, Ticaretin güvenceye alınması için, kervanların her türlü ihtiyacını ücretsiz karşılayan, bağlı, Doğu – Batı ve Kuzey – Güney yönünde yaklaşık her 30 – 40 km de bir,100 den fazla kervansaraylar zinciri oluşturulmuştur. Bu kervansaraylar şehir merkezinde olması durumunda HAN adını alırdı.
Selçuklu sultanları Ticarete ve yabancı tüccarlara çok önem verdiler. Müslüman Doğu ile Hırıstiyan batı arasındaki, Anadolu’dan geçen ticareti güvence altına aldılar.
Bu dönemde; malları herhangi bir şekilde, soyulan, çalınan, zarara uğrayan tüccarın riski devlet hazinesi tarafında karşılanırdı ve Devlet sigortası devreye girerdi.
Ümit burnu’nun keşfi ve Osmanlı döneminde ticari yolların yer değiştirmesi sonu olarak, birçok kervan saray önemini kaybetmiş ve terkedilmiştir.
Zengin ticari malları ile geceleyen tüccarlar, Kervansaray’larda bulunan: Yatakhane, Aşhane, Erzak Ambarları, Ticari eşya depoları, hayvanlar için Ahırlar, Samanlıklar, Mescit ve Kütüphane, Hamam, Hastane ve Eczane, Ayakkabıcı, Nalbant gibi ünitelerinden ücretsiz yaralanıyorlardı.
Güçlü vakıflara bağlı kervansaraylarda; yerli veya yabancı, zengin veya yoksul herkesin sağlık ve veteriner hizmetleri de ücretsiz olarak karşılanıyordu.
Akşam olunca kapıları kapanan kervansaraylara giriş serbest çıkış yasaktı. Sabah olunca insanlar davul çalarak uyandırılır ve herkese “- malınız, canınız, elbiseleriniz ve altınınız tamamı? “ diye sorulur, gece boyunca herhangi bir olay olup olmadığı öğrenildikten sonra kervanın hareket etmesine izin verilir ve uğurlanırdı.
Barış döneminde ticari amaçlı kullanılan kervansaraylar, savaş döneminde yöre halkının sığındığı ve ordunun konakladığı bir yer olurdu. Buna en iyi örnek: 20.000 Moğol askerine 2 ay boyunca direnen Sultan hanı’dır.
Selçuklu dönemine hakim olan: Hayırseverlik, misafirperverlik, hoşgörü, iyi niyet, insana saygı düşüncesinin ürünü olan kervansarayların benzerini, dönemini de göz önüne aldığımızda batı dünyasında bulamıyoruz.
Horozluhan:
Konya-Akşehir yolu üzerinde Emir Câmedâr Eseddüddîn Ruz-apa tarafından 1246-1249 yılları arasında yaptırılmıştır. Bir bölümü tâmir edilen yapının avlusu yıkıktır. İsmin, horozla alâkası olmayıp; Ruz-apa (Ruz-be, Uruz-be, Hunuz-be,...) kelimesinin etimolojik değişmesinden “Horozlu” adını almıştır.
Yapı Konya'dan Ankara ile Aksaray'a giden karayollarının kesişme noktasına yakın, yolun yaklaşık 200m batısında iç kısımda bulunmaktadır.
Demiryolunun hemen önünden geçtiği bu Selçuklu Dönemi eseri, zarif kitlesi ile gerek karayolu gerekse demiryolu ile yolculuk yapanların dikkatini çeker niteliktedir. Yapıldığı dönem, Konya'yı Akşehir yoluyla kuzeye ve batıya bağlayan ticaret aksı üzerinde, Konya'dan sonraki ilk konaklama yeri olan Horozlu Han, günümüzde artık şehir dokusuyla bütünleşmiştir. 1970'li yıllarda restorasyon’u yapılmıştır.
Yapı yapıldığı dönem itibariyle, kervanların gün boyu süren yolculuklarının ardından konakladıkları, bu arada yolcuların ve hayvanların her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecek yatakhane, aşevi, erzak ambarı, depolar, ahırlar, mescit, şadırvan, hamam, ayakkabıcı, nalbant vb. için gerekli mekanları bulundurmaktadır.
1970'li yıllarda yapılan bir restorasyon sonrası lokanta olarak kullanılmıştır Bu tarihten sonra yapı dönem dönem boş kalmış ve son olarak K.T.V.K.K.'nun 18.05.1996-1664 sayılı kurul kararıyla yol üstü turistik restoran olarak kullanılmak üzere düzenlenmiştir.
|